Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde
bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa
kendine sızan çaresizliktir. Yaşlı bir kadının hüznünü
duymazsanız, bir genç kızın saçlarında çarpan kalbini
nasıl göreceksiniz?
Şükrü Erbaş
Yalnızlık anlarımda bazen yanımda olmasını istediğim; yanımda olmadığı için yasını tuttuğum biri olur. Dünyanın bir yerlerinde o an neler yaptığını kederle düşünürüm. Evini biliyorsam onu evinde hayal ederim; bilmiyorsam ona bir ev kurgularım.
Neşe Yaşın
Felek tesadüflerle sağ gösterir ve gerçeklerle sol vurur. Mutluluk bu ikisi arasında geçen sürede yaşanır.
Murat Menteş, Ruhi Mücerret.
“Sonra bir sabah seni gördüm..
Sonra bir sabah daha gördüm..
Sonra hep seni gördüm.”
— Ah Muhsin
Sevmek, onu gördüğünde delice kalbinin atması demektir.
Onunla geçirdiğin vakit, kan akışının damarlarında hissetmen anlamına gelir. Sevmek onun yanında ısındığını gösterir. Montunu o yüzden çıkarır erkek, üşümez ve üzerine atar kızın. Kız ise hiç kuşkusuz elini uzatır soğukta ve erkeğin elini tutar. Çünkü sevgisi onu tamamen ısıtır. Güvenir sevgisine.
Sevmek herkesin beceremediği bir kaostur. Beyninin içinde oluşan yıldırımları hissedersin eğer gerçekten seviyorsan.
Bir erkeğin bir kızı sevmesi, onun tamamen sahiplenmesi anlamına gelir. Gözü kör olur ve göz bebeği sadece onu algılar. Hiç utanmadan onunla olmayı ister ve onun yanında kendini huzurlu hisseder. Her anını onunla değerlendirmek ve onunla geçirmek ister. Sever ve kutsar kendine. Güvenir son derece. Sonunu düşünmeden gider üzerine sevginin ve hep başarır kendisi için. Gerçekten seviyorsa başarır.
Eğer, hayatınızın herhangi bir an’ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim.
Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken..
Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim kadınla öpüştüğüm ilk gün..
O zaman bilmiyordum ama şimdi anlıyorum ki hayatımızda bir yerde, anlaşılmaz biçimde bize gelen bir duygu sonradan hep bizimle kalıyor.
Salıncağa bindiğim zaman hissettiğim o heyecanı, içimdeki o çekilmeyi, hayatımın bu en güzel öpüşmesinde de duydum. Ve belki de o anda, yıllarca farkında olmadan aradığım şeyle yeniden karşılaştığımı anladım.
Bütün o kitaplarda, filmlerde, şarkılarda, şiirlerde aşkı anlatıyorlardı.
Yalnız onlar da değil, çok daha eskilerde, elimize geçen en eski yazılarda, efsanelerde, masallarda, duvarlara kazınmış resimlerde de..
Gizemli bir duygunun sizi alıp götürdüğü maceraları yaşamayanlar bile onun coşkusuna kapılıp bambaşka bir aleme gidiyordu.
Kitaplar yazıp, deneyler yapıp, neredeyse bilimsel denklemlerle bu duyguyu tanımlamaya uğraşanlar çıkmıştı.
Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya uğraşıyordu.
Ama aslında o his bu kadar basitti işte: Salıncakta sallanıyormuş gibi hissettirmeliydi o öpücük, öyleydi de.